Roma, dünyanın en güzel ve romantik şehirlerinden biridir. Hayatımızda asla yaşayamayacağımız anları orada yaşayabilecekmişiz gibi ona ana anlamlar yükleriz. Fakat bazen romantiklik, içerisinde bulunduğumuz şartlara göre bizler için ilk etapta aradığımız veya önceliklendirdiğimiz özelliklerden biri olmayabilir.
Roma, Akdeniz ikliminin en klasik örneklerinden bir tanesi olarak yıllardır coğrafya derslerinde okutulmaktadır. Hatta dillere pelesenk olmuş “Yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık ve orta derece yağışlı” kalıbını herhalde hepimiz tek nefeste, bir tekerleme gibi okuyabiliriz.
Yaklaşık bir yıldır Roma’da yaşayan eski bir İstanbullu olarak, yaşadığım en sıcak yaz olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Fakat bahsettiğim sıcaklık İstanbul’da daha önce yaşadığım sıcaklıklar gibi değil. Yaklaşık son bir aydır yaşamla aramda buharlı bir ayna var gibi hissediyorum. Hiçbir eylemimin kontrolü tamamen elimde değil gibi. Düşüncelerim ağırlıklarını yitirdiler ve zihnimde halsizce salınıyor. Zaman yavaşlamaya başladı, insanlar evlerin içerisine çekildiler, dükkanlar gündüz saatlerinde kapanmaya başladılar, protein ve karbonhidrat ağırlıklı İtalyan mutfağı yerini zeytinyağlı ve sindirimi kolay yiyeceklere bıraktı, kendini taşımaya hali olmayan Roma otobüsleri şoförlerin sıcaklığı yenmek için klimaya yönelmeleri ile yokuşları tırmanırken çıkardıkları hırıltılarla onlara acımamıza neden olmaya başladı. Roma’ya gelen turistler her ne kadar hayran gözlerle Roma’yı izlemeye devam etseler de, buraya gelmek için en doğru zamanın temmuz olmadığını anladılar…
Bundan kısa bir süre önce sevgili dostum Ahmet’e sıcaklığın zeka seviyesini etkileri üzerine bir araştırma yapmak istediğimi söyledim. Fakat o da haklı olarak, bu konuyu fazlasıyla banal bulduğunu ve daha yaratıcı konular üzerine araştırmalar yapmam gerektiğini söyledi. Fakat Ahmet bunları söylerken bile, sıcak bu dünyanın bir parçası değilmiş gibi, algımda oluşan hafifliği anlatmam mümkün değil.
Son günlerde sıcaklığın etkisiyle birlikte uyku düzenim, beslenme alışkanlıklarım, sosyal ilişkilerim ve çalışma performansım akıl almaz bir biçimde değişti. Bu nasıl dile getirilir emin olmamakla birlikte, gözlemlediğim ve deneyimlediğim kadarıyla, bireysel veya kolektif olarak Roma’da baş edilmesi en zor problemlerden bir tanesi yaz mevsimini yönetmek olabilir. Sıcağın bireye, topluma, ekonomiye, sağlığa kısaca insanı tanımlayan ve insanla tanımlanan her şeye doğrudan bir müdahalesi var.
Bunların yanı sıra, İtalyanlar klima kullanmaya alışkın değiller; evlerde, kafelerde, restoranlarda bu sıcağın tek çaresi ‘klima’ gibi görünüyor olsa da hem doğaya zarar vermesi sebebiyle hem de sağlıklı olmaması nedeniyle sıcakla başka yöntemlerle mücadele etmeyi tercih ediyorlar. Bu yöntemlerden bazıları; sıvı tüketimini arttırmak, soğuk içecekler ve gıdalar tüketmek, vantilatör kullanmak, sürekli duşa girmek…
Son günlerde sıcaklığın artması ile birlikte aşırı su tüketiminin de artışa neden oldu. Böylelikle uzun süren su kesintileri de başladı. Bu adeta son yumruk olarak bizi yere serdi. Gerçi hoş, bu sıcakların etkisiyle bir süredir serilmiş durumdaydık…
Sıcakların bir başka etkisi evlerde böceklenmenin artması oldu. Son bir haftadır evimde birçok farklı türden böceğe ev sahipliği yapmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Kısaca toparlamak gerekirse, vücudum adapte olmaya çalışıyor. Fakat zihinsel olarak da bu adaptasyonu yaşamak keyifli bir deneyim. Kızılderililerin sözü olan “Bir insanı anlamak için önce onun giydiklerini giymelisin”’den yola çıkarak, ben de “Bir ülkeyi yaşayacaksak orayı tamamıyla yaşamalıyız.” lafını öne sürüyorum.